Mac’te Microsoft Office Kısa Yolları

Windows pc lerdeki fan sesine uyuz olduğum için tüm yeteneklerini kullanmayacak olduğumu bile bile geçtiğimi Mac te en zorladığım olay Microsoft uygulamalarında özellikle Shift tuşu ile birlikte kullandığım kısayolları kaybetmiş olmamdı.
2009 sonbaharında aldığım MacBookPro da shift li kısayollar orada bir kısayol var bildiğim, bulup da kullanamadığım şeklindeydi. Haziran ayında yeni MacBookAir e geçtiğimde yeni bilgisayarı keşfetme turunda karşılaştığım küçük bir tık unutulan kısayolları hayatıma geri getirdi.
Örneğin sık kullandığım Change Case (türkçesinde nasıl geçiyor bilmiyorum) Word’te Shift+F3 tuşu seçili kelime/cümle/paragraftaki harflerin tümünü aynı anda BÜYÜK HARFE veya küçük harfe veya Tüm Kelimelerin İlk Kelimelerini Büyük Hale getiriyor.
Word for Mac’te Shift+F3 yaptığınızda Mission Control (mac’inizde açık tüm pencereleri görebildiğiniz özellik) un kısa yolu olan F3 e tıklamış oluyorsunu ve word’ten çıkıyorsunuz.
Bu durumda Word’ünüzü windows taki gibi kullanmak isterseniz 2 seçeneğiniz var:
1) Shift+Fn+F3. Yani Shift le birlikte Function kısayolu Fn tuşuna da basarak F3 e basmanız.
2) Keyborad ayarlarında aşağıdaki ekrandaki ilk kutucuğu (use all F1, F2…. ile başlayan) tıklayarak, F tuşlarının mac’e özel kısayollarını devre dışı bırakarak windows’tan alıştığınız özellikleriyle kullanmak.
Shift+F3

aklıma böyle kısa paylaşımlar gelince erinmekten yazamıyorum ama bir paylaşım dürtüsü geldi hemen paylaştım 🙂 umarım bir kaç kişiye faydam olur.

Kendini İspatlama Yöntemi : Yalın Girişim

Girişim serüvenindeki adımları için yatırımcı, girişimci veya girişim destekçilerine akıl danışan girişimcilere bir kaç uyarım var.
Girişiminizin sektöründe tecrübe sahibi olan: Mentorlarınız olarak kısaltacağım bu kitle size yenilik yapmak istediğiniz sektörde deneyim sahibi olmanız gerektiğini söyleyecek, DİNLEMEYİN ONLARI. Deneyim şart olsaydı o alandaki yenilikleri sadece sektör oyuncuları yapardı, peki gerçekte Yıkıcı İnovasyon neden hep sektör dışındaki oyuncular tarafından yapılıyor? Jeff Bezos’un kitap dükkanı mı vardı? Eticaretin içinde miydi? Larry ve Sergey Google u kurarken reklam dünyasından mı geliyorlardı? Marc Zukerberg sosyal ağların gurusu muydu? Airbnb, travel dünyasında yüksek lisans mı yapmıştı? Apple müzik dünyasında mıydı, mp3 player üreticisi miydi(şimdi arabaya giriyor)? instagram, group buying, dropbox, butik otel sektörü kurucularının hepsi birer Don Kişot’tu ama bir şeyi ondan farklı yaptılar: İnandıklarını ispatlamak için basit bir adım atıp denediler(MVP). Bu MeVePe denilen olguyu kitabinda Eric reis 🙂

girişiminizde ne aşamada olduğunuzu anlamanız ve yönünüzü belirlemeniz için bir durum tespiti yapmak

olarak anlatır. Siz de küçük adımlar atarak kendinizi ispatlayabilirsiniz. Bir adım atın problemi/ihtiyacı doğrulayın, ikinci adımda aklınızdaki çözümün satın alınıp alınmayacağını test edin. İlk fonksiyonel ürününüzü yapmadan önce kaynaklarınızı kontrol edip mvp yi üretin. Başaracağınızı ispatlayın.

Startup Weekend İstanbul İzlenimlerim

Önceki haftasonu Çekmeköy yerleşkemizde düzenlediğimiz İstanbul Startup Weeekend sonrası düşüncülerimi yazmak istedim.

NOT: Lütfen bu yazı ve notlarımı SW e katılan takım veya bireylerle eşleştirmeyin, bir kaç yıldır  içinde olduğum camiadan gördüklerimin SW üzerinden yansımadır. Benimle temas eden herkes kendi üzerine alınabilir.

Bu SW in diğerlerinden farkı, başından sonuna organizasyonu benim üstlenmiş olmam ve haftasonunu da sadece gece yatmaları dışında girişimci adayları ile geçirmem oldu.

SW Öncesi:

İstanbul ve Ankara SW etkinlikleri ücretsiz yapıldığı için (Yurt Dışında $100) başvuruları bir eleme sürecinden geçirmemiz gerekiyor. Başvuru formu adayları tanımak için detaylıca düşünülmüş soruları içermesine rağmen pek çok aday organizatörlerin onlara gösterdiği ilgi ve özeni malesef göstermiyorlar. Çok basit, inglizce ve türkçe yazılmış soruları cevaplamayanlar, kişilerle kurumları karıştıran, seçilmek için önceki SW lerde öne çıkmış yarışma birincileri/girişimleri yazanlar değerlendirme sürecinde beni oldukça üzüyor. SW e katılanlara organizatörler, mentorler ve jüri ‘haftasonu’nda zaman ayırıyor ve çok değerli geri bildirimler, yol göstermelerinde bulunuyorlar. Anlayana, kıymet verene ve hayata geçirmek isteyene çok değerli bilgiler ama bizim kültürümüz nedense ‘Beyin bedava’cı, bilginin kıymeti yok. Bu yüzden başvuruları da aynı derecede özensiz şekilde dolduruyoruz.

SW e katılım amacı, müşteri geliştirme yöntemini tatbik ederek öğrenmek, kafamdaki iş fikrini hızlıca teste başlamak, fikrimi yürütmek yerine iş modeli arayışında bulunmak,  işe alma/ortak bulma sürecinde kendimi ve farklı kişilikleri tanıyabilmek ve çevre edinebilmek olmalı. Türkiye’de ise benim gördüğüm, SW bir lansman sahnesi, ‘hey, bak bunu ben yaptım’  deme yeri gibi algılanıyor. SW, SW e başvuran bireylerin, SW başlangıcında takım oldukları, sadece o haftasonunda geliştirilen fikir üzerine kurulan bir etkinlik. Öncesinde kurulan takımlar, özellikle 2 ortak fikir sahibinden daha fazla olanlar SW in esprisini anlamamış gibi geliyor bana. Cuma gecesi Fit Girişim Kanvasımız üzerinden iş modeli geliştirmeyi anlatacağım seansta, katılımcılara etkinlik öncesi paylaştığımız ve www.startupweekend.org sitesinde bulunan kaynakları ve videoları inceleyip incelemediklerini sordum. malesef pek az kişi seyretmişti. İşin kötüsü haftasonunda da seyreden pek az kişi olmuştu.

SW Haftasonu:

Etkili fikir sunumu seçilmenizi sağlar. Nisan ayındaki fikir sunumlarının performans düşüklüğü sonrası Erhan Hoca bizden katılımcılara eğitim vermemizi istedi. Geçen salı gecesi, başvuranlara Altunizade kampüste eğitim tadında bir paylaşımda bulundum. Cuma günü fikir sunumlarında eğitime katılanları önceliklendirdim ki katılamayanlar veya eposta ile gönderdiğim dokümanı okumayanlar son dakikada da olsa asansör konuşmalarına birşeyler ekleyebilsinler. Eğitimi veren kişi olarak, asansör konuşmaları beni tatmin etmese de önceki organizasyonlara göre kalitenin arttığı yakın takipçiler tarafından paylaşıldı. Eğitimde Asansör konuşmasında olması gereken unsurları(son bölümdeki, sonraki buluşmayı koparma adımı hariç) paylaştım. Yatırımcı sunumu hazırlanırken, asansör konuşması olacak ilk slayt sona bırakılır, önce resim çizilir sonra adı konulur. Girişimci adayları resim çizmek için uğraşmadıkları için bazı sunumlar 60 saniyeden önce bitti. Asansör konuşması hayatınızın her anında sizi bir adım öne taşır.

Sadece 54 saat, ki TR da genelde 48 saat gibi uyguluyoruz, içinde gerçekleşeceği ve tıklanabilen bir prototipin çıkmış olması beklendiği için takımlarda tasarımcı ve yazılım geliştiricilerin olması gerekiyor. Fakat bu yeteneklere mahkum değilsiniz! Belki de aramanız gereken en son yetenek bunlar olmalı. www.unbounce.com , www.landerapp.com gibi yazılımlar çözmek istediğiniz problem/ihtiyacı ve çözüm önerinizi/değer teklifinizi kolaylıkla yansıtan bir uygulama. www.8digits.com , www.kissmetrics.com gibi sağlam yazılım firmalarının sitelerine benzer bir görünümü elde etmek için yazılımcıya (iyi tasarımcı burada size fark yaratır) ihtiyacınız yok. SW de aramanız gereken yetenekler, mevcut iş modellerini anlayan/takip eden, yeni modeller geliştirme konusunda deneyimli, meraklı, sorgulayıcı, araştırmacı, dijital pazarlama konusunda bilgili, kişiler olmalı. Bu yetenekler sizi, doğru yerden başlamanıza ve geri bildirimleri doğru analiz etmenize yardımcı olacaklardır.

‘Get out of the building’ = ‘Bu binada sana faydalı birşey kalmadı, binayı terket, Sokağa Çık ve hedef müşterilerinin problemini anla ve ona uygun çözüm geliştir, çözümünü test et’ felsefesinin işlenmesi gereken SW de, girişimcileri zorla dışarı çıkardık.

Sunumlar, ekiplere değerlendirme kriterleri üzerinden sunumu nasıl yapabileceklerini, bir taşla bir kaç kuşu nasıl vuracaklarını aktardım. Sunum formatı ve sunum eğitimi vermedik çünkü SW in olayı sunum değil, sokağa çık, test ederek öğren, öğrendiklerini kodla yeniden sokağa çık. Katılımcıların kafasında SW bir sahne olarak görüldüğü için herşey fikrin ve girişimin şovuna dönüştü. Bu tip sunumlarda takım çalışmasının sonuçlarını öne çıkarmak, rakamlarla konuşmak, ürünün kendisinin konuşması makbuldür. Bunlar da eksik olan girişimci farkı jüri/yatırımcının 3 dakikalık ilk izlenim sunumunda ilgilenmeyeceği şeylerle kapatacağını düşünerek veya bilinçsizce sunumu gereksiz bilgilerle şişiriyor.

Etik konusunda da güzel manzaralar oldu SW de 🙂 2 ekip arkadaşlarının hakkını hiçe sayarak son dakikada kendi harddisklerindeki güncel sunumu pc ye takarak sunum yaptı. Merak ediyorum acaba kimi kandırdılar? Umarım diğer ekiptekiler ile helalleşmissinizdir. Lütfen unutmayın, iyi etik, iyi işi getirir. iyi iş için etiği kenara koyamazsınız, dönüp dolaşır sizi bulur. Girişimciliğin ilk gününden itibaren kararlar alıyor olacaksınız, değerleriniz bu ilk günlerde şekilleniyor olacak. Siz de kendinize ‘Dont be evil’ ve  ‘Dont f.ck the customer’ gibi basit (ama uygulaması zor) temel değerleri belirleyebilirsiniz.

SW Sonrası:

SW sonrasında ekiplerin sokağa çık – test ederek öğren – kodla döngüsünü işletmesini beklerken girişimciler aynı bildiklerini yapmakta ısrar ediyorlar. Başından sonuna nasıl geçeceği, nelerin yapılacağı, nelerin yapılmasının istendiği bir etkinliğe kapalı göz ve kulakla gelen kişilerden değişmesini beklemem belki fazla iyiniyetli ama en azından etkinlikten sonra bazı şeyleri huy haline getirilmesini, içselleştirilmesini bekliyorum. SW te bu dönemle birlikte Steve Blank ile işbirliği yaptı ve akış/içerik birlikte organize edildi. Girişimiler akış ve programın öylesine yapılmadığının, yıllar boyu denenmiş uygulamalar sonunda çıkarılmış olduğunu unutmamalılar. Elbette yenilikler aykırılıklardan kaynaklanacak, SW de paylaşılanlar sizler için birer rehber. ‘Bu benim tarzım işte’ deseniz bile bu yöntemleri kendi yolunuzu aydınlatmak ve kontrol amaçlı yanınızda taşımalısınız. Aksi halde zaten az olan başarılı girişim olma ihtimalini iyice düşüreceksiniz.

Özetle:

  • girişimcilerimiz arasında okuma alışkanlığı az
  • girişimcilerimiz büyük bir kısmı girişimciliği kolay sanıyor
  • girişimcilerimizin çoğu kendi işleri (veya katılacakları etkinlikle) ilgili olarak yeterli ve gerekli ön araştırmayı yapmıyorlar
  • değişime ve öğrenmeye açık değiller, gayretli de değiller
  • girişimcilikle ilgili yapılmış araştırma ve sonuçlarını takip etmeye sıcak yaklaşmıyorlar
  • girişimci takımda bulunması ve geliştirilmesi gereken yeteneklerin farkında değiller

lütfen bu yazı ve notlarımı SW e katılan takım veya bireylerle eşleştirmeyin, bir kaç yıldır  içinde olduğum camiadan gördüklerimin SW üzerinden yansımadır. Benimle temas eden herkes kendi üzerine alınabilir.

Erken Benimseyenlere Ulaşmak (EarlyVangelists)

Müşteri Geliştirme (Customer Development) metodunda yer alan müşteri hipotezini doğrulamaları için girişimcilere,  erken benimseyenlere (earlyvangelist : early adopter plus evangelist) Master Yoda ulaşmalarını salık veriyor.

Haftaiçi eve dönerken yolun sağında önceden görmediğim bir ilan panosu (aslında kamyon 🙂 ) gördüm: Kardeşler Nakliyat. Kardeşler Nakliyat, evden eve taşıma hizmeti sağlıyor. Hedef kitlesi evini taşıyacak herkes. Sitemizin 2.kısım konutlarının teslimatının başlayacağını öğrenen (sanırım tüm yeni konutları takip ediyorlar) Kardeşler, teslim alacaklar içinde taşınacak ev sahipleri ve onların potansiyel kiracılarının tapu teslimi/ev görmeye gelişlerinin en yoğun olacağı tapu teslim dönemi boyunca kamyonunu sitenin girişindeki yola park etti. Lokasyon bazlı hedefli pazarlamanın bir örneği olması yanında, Yoda’nın sayfasında yazdığı gibi, ihtiyacının farkında ve çözmek için bütçesi olan (evine taşınmasınlar mı 🙂 ) hedef müşteri kitlesine doğrudan erişim sağladı.

Haftasonları sitenin içinde hep Kardeşler Nakliyat’ın kamyonlarını görüyor olmamız boşuna değil 🙂 Çalışan kazanır, elması kızarır.

Şirketinizdeki girişimciyi keşfetmek!

Büyüğünden küçüğüne, kamusundan özeline her kurumun desteklediği girişimcilik konusunda , kurum içinde biz ne yapabiliriz diye soran inovasyon, İK, iş geliştirme, vb  ekiplerin yöneticileri ve kurumlarda analist rolüyle çalışan arkadaşlarım bu yazı size.

Steve Blank ve Bob Dorf yeni kitabı The Startup Owner’s Manual de detaylandırılan Müşteri Geliştirme (Customer Development ) metoduyla ilgili 14 kuralından birinde, Steve hoca girişimlerdeki iş ünvanlarının büyük kurumlardaki ünvanlardan farklı olduğunu paylaşıyor (Startup Jop Titles are very different from a large company). Kurumların yürütme üzerine (execution) kurulu olması sebebiyle, bilinen süreçler/ürünlerle ilgili bilinen  işlerin yürütecek kişilerin çalıştığını; girişimlerde ise, değil sunumların ürünlerin bile çok sık değiştiği bir ortamda, başarıları kutlama yerine başarısızlıklardan müşterileri hakkında daha çok bilgiye erişmeye çalışan, kaos ve belirsizlik içinde çalışmaya razı kişilerin çalışabileceğini aktarıyor.

Steve hoca, girişimlerde geleneksel satış, pazarlama ve iş geliştirme ünvanlarını Müşteri Geliştirme Takımı olarak değişmesini öneriyor. Başlangıçta kuruculardan kurulacak bu ekibin, iş modelinin çalıştığı ispat edildikten sonra satışa dedike olacak kişilerle büyütülebileceğini öneriyor. Bu takımın özelliklerini de aşağıdaki gibi sıralıyor:

  • müşterilerin itirazlarını dinleme ve bunların ürünle mi, sunuşla mı, yoksa fiyatlandırma ile mı ilgili olduğunu anlama yeteneği olan
  • müşteriler ve mühendisler(yazılım/geliştirme ekibindekileri kastediyor) arasında gidip gelmeye ve onlarla konuşabilmede deneyimli
  • çoğunlukla bir yol haritasının olmadığı, değişimin daim olduğu durumlarda bile kendine güvenen
  • müşterisi gibi düşünebilen, onların nasıl çalıştığını ve karşılaştığı sorunları anlayabilen

Ben okurken, e bunlar bildiğin analistler işte diye okudum satırları. Zira kurumlarda ağzından çıkanın etkisini ölçemeyen, önceliklendirmede attığın taş ürküttüğün kurbağa hesabını bile yapmayan, bütçesini tüketmek dışında önceliği olmayan, ürün geliştirme sürecine teknik ekibini dahil etmeyi akıl dahi edemeyen, yaptırdığı focus grubuna bile katılmaktan aciz envai headquarter binası çalışanlarından oluşacak değil tabi ki müşteri geliştirme ekibi. Gri alanları kapatacak, sürekli şapka değiştirecek, müşterisine nazik görünmek için hoş gözükmekten gocunmayacak yöneticilerinin anlamsız isteklerini dahi yerine getirecek, tanımlı süreçlere rağmen çalıştığı kişilerle geliştirdiği ilişkilere güvenen analistlerden oluşacak tabiki müşteri geliştirme ekibi.

Steve hoca, bu kuralla ilgili bölümü, bu özellikler büyük girişimcileri tanımlama için de pekala kullanabilir diyerek bitirmiş.

Evet analist arkadaşım, kurumundaki en girişimci sensin. Artık işine gittiğinde önüne konulanla yetinme, devrimci düşün,  gerekirse müşterini işsiz bırakmayı bile düşünmekten çekinme, şirketinde daraltılan oyun alanına sıkışma, kaldır kafanı, şirketini değil dünyayı değiştirmeyi hedefle …

ve unutma, Gandhi’nin dediği gibi  ‘In a gentle way, you can shake the world!’  Muhtaç olduğun kudret damarlarında, olurda destek istersen bu sayfaları takip etmeye devam et tam senin için çok güzel haberleri yakında paylaşacağım buradan.

 

 

Amazon ol, ya da öl!

Şubat ortasında Jason ın amerika ziyaretine maydonoz olup, kindle rica etmiştim. Kısa süreli kalacağı için amazon’dan hızlı gönderi yapmamız gerekiyordu. Şansıma amazon’un, prime aboneliğin promosyonunu yaptığı döneme rast geldim ve hiç bir taahhüt vermeden 1 aylık prime aboneliği yaptırıp, kindle’ı 2 günde Jason’a ulaştırabildim.

Bugün kitap siparişi vermek için amazon’a girdiğimde abonelik aklıma geldi, ‘eyvah tarihi kaçırdım, olduk mu prime’ korkusuyla  hesabım (your account) sayfasına girdim. Gayet görülür bir yerde duran ‘Manage Prime Membership’ e tıkladım. Ne olduysa o anda oldu ve bu yazıyı yazıverdim.

Ya insan saklar değil mi bu deneme süresi iptal linkini, bir klik öteye koy, farklı isim ver yeni bir sekme yap, minnacık yaz, deneme süresi filan deme normal abonelik gibi duruversin…. Böyle müşterinin gözüne sokulur mu ‘Do Not Upgrade‘ diye?

Amazon’daki  Prime ürün yöneticisi çok basiretsiz kalmış malesef, Müşteri Deneyimi (CEM) ekibinin baskısıyla böyle bişey yapmış olmalı, böyle ürün yöneticilerini nasıl işe alıyorlar hiç anlamıyorum. Nereden para kazacaksın, kaçırdın bak müşteriyi, gitti paracıklar.

Müşteriler, yani bizler, artık iyice bilinçlendik. Kullanılabilirlik tasarımda bizi hala öğreniyor varsaymaya devam edin ama neyi nerden nasıl alacağımızı biliyoruz, fiyat da her zaman ilk kriterimiz değil. Bizi insan yerine koyan, o şekilde davrananla davranmayanı çok kolay anlıyor ve davranmayını da afişe etmekten geri kalmıyoruz. Ben yine amazon’dan alışverişe devam edeceğim, hem de hiç başka yerden fiyat araştırmadan, biliyorum ki ‘benim’ şirketim beni ben kadar düşünür. İşte bütün mesele bunu hissettirebilmekte.

Startup Turkey 2012 Ardından

Geçtiğimiz haftasonu Antalya’da Etohum tarafından organize edilen Startup Turkey etkiliğinin cumartesi programından  aklımda kalanları paylaşmak istiyorum.

Türk girişimcilerinin yatırım almak için ulaşmak isteyeceği/ulaşabileceği yerli ve yabancı pek çok yatırımcıyı bir araya getiriyor olması sebebiyle girişimler için kaçırılmayacak bir etkinlikti.

Bu etkinliği Etohum’un bir yıl boyunca attığı tohumları yeşertme, önceki tohumlarından meyve aldığı, 2011’in son etkinliği olduğunu düşünürsek Etohum ve girişimcileri için çok iyi planlanmış bir kamptı.

Etkinliğin içeriğine ve aldığım notlara günün ilk oturumu olan Yatırımcı Panelinden başlayalım.

Yurtdışındaki etkinliklerde Ben Rooney, Adam Valkin,  Amina Belghiti gibi isimler sahneye çıkarken çoook daha fazla heyecan duyuluyor ve sahneye yansıtılıyor, biz de bu heyecanı göremedim, yılın yorgunluğundan olsa gerek 🙂

Ben Rooney, bu gibi organizasyonların başarılı geçmesi için gereken herşeyi söyledi, katılımcıları dahil etmezsen/dahil olmazlarsa etkinlik çöp olur dedi ve olmaması için katılımcıların yatırım durumlarını sordu.

Yatırımcısı olmayan Girişimciler!! Salondaki hiçbir girişimcinin İlk Tur (A Round) ve Melek Yatırım (Angel Investor) almadığını görünce biraz şaşırdı. VC ler bu durumu, çok parası olanların, görece daha az kazandıran ve riski yüksek olan Risk Sermayesinin zor bulunuyor olmasından da kaynaklandığını ifade ettiler.

copy cat kültürü avrupada gerçekleşen her etkinlikte olduğu gibi burada da eleştirildi.

2. oturumda Adam Valkin, Accel Partners hakkında bilgi verdi. Global ve yerel yatırım stratejilerini paylaştı. Türkiye’den internet girişimcilerine,  kategori birinciliği olan girişimlere erken veya geç aşama (early –  late) yatırım yapmak istediklerini paylaştı. Gelen bir soru üzerine, erken aşama yatırımlarında detaylı şirket inceleme sürecinin (due diligence) tohum aşamasındaki şirketler için 2 gün, ilk tur aşamasındakiler için de 2 hafta sürdüğünü paylaştı. İncelemeyi  telefonla, referanslar ve Accel in yurtdışı yatırımlarını karşılaştırarak yaptıklarını, girişimci takıma ve pazarın büyüklüğüne baktılarını ifade etti.

Son oturumda ise sadece yatırımcıların katılabildiği ve 1e1 gerçekleşen Girişimci – Yatırımcı görüşmeleri yapıldı. Girişim Fabrikası yeni dönemiyle birlikte çekirdek sermaye desteği vermeye başladığımız için ben de bu oturuma katılma fırsatı yakaladım. e-ticaret girişimcilerin bir kısmı dışında pek çok girişimciyle görüştüm.

Son oturumda Ben Rooney’nin sorusuna da kendi cevaplarımı buldum:

  1. Girişimcilerimiz Yatırımcıları ile aynı dili konuşmuyorlar! Risk Sermayedarları (VCs) veya Melek Yatırımcılar finans bilgisi olan ve kendi şirket/girişimlerini veriler üzerine kararlar vererek ve profesyonelce yöneten kişiler. Hep söyledikleri şey biz Takıma yatırım yaparız. Burada anlatmak istedikleri yeterli İK gücü değil. Parasını emanet edeceği girişimcinin, bu parayı kendisi gibi akıllıca harcayacak olmasını bekliyorlar. Girişimci eğer sunumunda bu yeteneğini gösteremez ise şansı çok zor. Girişimciler yatırımcı sunumlarında, üründen daha çok verileri paylaşması gerekiyor. Ekran görüntüleri, google analytics sayfaları yerine takip ettikleri metrikleri, neden ve nasıl karar verdiklerini, sadece rakam yerine ilerlemeyi (yürütme becerisini) gösterecek grafikler kullanmalılar. 10 dakikalık bir görüşme olsa bile, sonraki görüşmeyi kapmak için bu görseller şart.
  2. İş Modeli ve Değer Tekliflerinin farkında değiller ve/veya ifade edemiyorlar! Kendilerini çok sevdiğim ve başarılı bulduğum için Drawium u örnek vermek istiyorum. Drawium, online mecrada yapılacak tüm tanıtım aktivilerinin etkisini katlayacak, yeni müşteri elde etmenin maliyetini düşürecek bir ürün iken, teknik özellikleri ile ifade edilmeye çalışılıyor. Yarattıkları değerin farkında değiller. Drawium’u yatırımcılar anlamışlardır ama anlaşılamayan, girişimin nerede nasıl fark yarattığını etkin şekilde paylaşamayanlar vardı.
  3. Sağlıksız Büyüme(Premature Scaling)! Startup Genome raporunda belirtilen erken aşamada sağlıksız büyüme bizim girişimcilerimizde de var malesef. Dropbox 175 ten fazla ülkede ücretli abonesi varken, twitter daki tweet lerden daha fazla dosya saklarken (100+ billion)  hala 25 kişi çalışmaya devam edebiliyorken bizim girişimcilerimiz henüz hedef kitle – ürün eşlemesini (product – market fit) bulmadan büyüme planlıyor ve yatırımı buraya yönlendirmek istiyor.
  4. Asansör konuşmasını yeterince önemsemiyoruz! Girişimcilerin, Bahçeşehir ilk 40 etkinliğinde de burada da atladıkları bir konu da Asansör Konuşması. Yatırımcılar pazarı ve inovasyonları girişimciden daha yakın takip etmekte olan, büyük paraların emanet edilebileceği kadar çok finans bilen kişilere sunum yaparken kullanacağımız her kelimeyi seçiyor olmamız gerekiyor.

Oturum sonrasında, yenilediğimiz Girişim Fabrikası iş Hızlandırma programımızın çok doğru noktaları hedeflediğini bir kez daha keşfederek üzüntümü hafifletmeye çalıştım.

Belirtmeden geçemeyeceğim son notum da ODTÜ hakkında. Cumartesi günü Yatırımcı-Girişimci seansına giren ve eticaret işi olmayan girişimcilerin çoğu ODTÜ mezunu, ATOM katılımcısı, YFYİ dereceli vs. Yarışma ve kuluçka programını yıllar önce hayata geçirmiş öncü kurum olarak ODTÜ Teknokent Yönetimi teşekkürü hakediyor. En kısa zamanda diğer üniversitelerinde bu yarışa katılmasını diliyorum.

Müşteri İlişkileri Tasarımı

Bu yazıyı yazmama vesile olan TeknoSA ya teşekkürlerimi sunarım.

Son bir ay içinde yaşadığım 2 satınalma deneyimi sonrasında bugün elime geçen(teknosa gönderdi) sapı kırık, gözlük camı parcalanmış samsung 3D gözlüklerden sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Müşteri İlişkileri Yönetimi nedir,  firmalar ne anlıyor?

Akademik dünyada veya Danışmanlık şirketlerince yapılan tanımlara göre Müşteri İlişkileri Yönetimi demek işletmenizin tüm süreçlerinde müşterinize ve onun ihtiyaçlarına odaklanmaktır. Süreç/Deneyim tasarımında şirket içi öncelik/çekişme/çatışma veya hedeflerden sıyrılıp herşeyin odağına müşterinizi almak, onun için en iyiyi en güzeli, en kaliteli ve en hızlıyı onun hayatını kolaylaştıracak şekilde sunabilmektir. Yazıda, söylemde kolay ama uygulamada ise bir o kadar zor (gelen) bir tanımdır aslında. Firmalar da aslında bu tanımı beğenir gerçekten içselleştirmeye çalışır ama çoğu zaman uygulamada başarısız olurlar. Uygulamanın teoriden farklı olmasının nedenleri ise temelde Tepe(Üst) Yönetim katında sahiplenmenin etkinsizliği, başarısız insan kaynakları uygulamaları ve zayıf süreç uygulamalarıdır.

Tepe(Üst) Yönetim Sahiplenmesi

Müşterisini Vel-i Nimeti gibi görmeyen ve bunu dillendirmeyen CEO veya yönetim kurulu üyesi yoktur. Bilebildiğim kadarıyla Gelir ve Memnuniyet hedefini aynı bölüme veren bir CEO da  yoktur :). Çok farklı/fazla sayıda şirkette çalışmamış, süper bir araştırmacı olmamakla beraber okuduklarım/yaşadıklarım kadarıyla pek çok firmada gelir, ürün yönetimi ve müşteri memnuyeti ile ilgili hedefler CXO/GMY yani Genel Müdür Yardımcılığı katında ayrıştırılıyor. Yani gelirden sorumlu tuttuğunuz kişi yıl sonunda beklediğiniz geliri getirdiği sürece ondan iyisi yok. Elbette hedefler gelir odağı dışında çeşitlendirilse de yıl sonunda hedeflenen geliri getiren kişiyi kimse “ne yaptın müdür ?” 🙂 demez, ne de olsa şirket demek kar amacı güden kuruluş demek. Üründen sorumlu tuttuğunuz kişi de rekabete yenilmediği, yenilikçi olduğu, geliri desteklediği sürece hoş karşılanacaktır. Zaten yönetim kurulu toplantısında da CEO ya öncelikli olarak gelir hedefine uyum sorulacağı için sorun yoktur. Müşteri memnuniyetinin atandığı bölümler de çoğu zaman müşterinin firmaya doğru yaptığı iletişimde aktif rol alırlar, ama deneyim uctan uca tasarımında yeterli etkileri bulunmamaktadır.

Bana göre de herşey burada başlamakta veya bitmektedir. Yönetim Kurulunda ceo ya sorulacak ilk sorular Müşteri Memnuniyeti ile ilgili hedefler olmalıdır: Memnun müşteri adedi, şikayetçi müşteriler kim, neden şikayet ediyorlar, kaybettiğimiz/kaybetme potansiyelinde olduğumuz müşterilerimiz kim ve bunun için neler yapıyoruz, müşterilerimiz ne istiyor, ürünlerimizi (her ürün için ayrı ayrı) beğenerek kullanıyorlar mı, şikayetleri nedir, beğeni ve şikayetlerini paylaşma yaklaşımları nasıl, bizle iletişimleri ne seviyede gibi … Bu soruların cevabını verebilecek ve işleyebilecek süreçleri tesis edebildiyseniz , gelir bütçe uyumu vs. gibi diğer hedeflerinizi doğal olarak tutturacaksınızdır. Memnun müşterileriniz oldukça, müşteri sayınız ve dolayısıyla satış ve gelirleriniz artacaktır, önemli olan memnun müşteri sayısınızı en fazlalaştırmaktır.

CEO nun şirket içindeki görevi, mutlu müşteri sayısını en fazlalaştırmak için gelir, ürün ve müşteriden sorumlu yardımcılarını doğal işbirliğine itecek hedefleri belirlemek, bu ekiplerin günlük operasyonlarında bu hedef birlikteliğini sürekli hatırlayacakları çalışma ortamlarını tesis ve takip etmek olmalıdır. CEO nun görevi elbette bu kadar kolay olmamalı :), CEO aynı zamanda mutlu müşteri sayısının önemini şirket içinde olduğundan çok daha fazla olarak yönetim kurulundakilere anlatabilmelidir, onun en zor görevi bence budur.

Başarısız İnsan Kaynakları Uygulamaları

İnsan Kaynaklarının Müşteri İlişkilerine veya Müşteri Deneyimine katkıları Organizasyonel ve Ortak Hedef belirleme noktalarındadır. Organizasyon yapılırken şirket müşterilerini mutlu etmek, ve mutlu müşteri sayısını arttırmak en temel amaç olmalıdır. Organizasyon müşterinin firma ile yaşayacağı tüm deneyimi kapsamalı, müşterinin bu deneyimin sonunda en fazla değere sahip olması sağlanmalı ve deneyimin bir zincir(zayıf halka kadar güçlü olan) olduğu varsayılmalıdır.  Müşteri deneyiminin sadece satın almanın gerçekleştiği mecra/kanallardaki satın alma sürecini değil aşağıdaki grafikte anlatılan tüm süreci kapsadığının farkında olunmalıdır.


Yapılan organizasyonun sağlıklı işlemesi için akıllı hedefler belirlenmeli, bu süreçte de yine müşteri memnuniyeti öne çıkarılmalıdır. Örnek olarak, gelir hedefi verilen bir bölüme belirli oranda müşteri memnuniyeti hedefi de verilmeli hatta ağırlığı ne olursa olsun belirli değerin altında kalınması durumunda gelirden bağımsız olarak başarısız sayılmalıdır. Pratik algılanmasa da bu tip başarıların şirkete uzun vadeli kaktkısı çoğu zaman negatif yönde olacaktır. Bir örnek de Teknosa’dan olsun. Teknosa mağazalarındaki tecrubelerime istinaden magaza içindeki herkesin satış/ciro hedefi bulunuyor, ve bu o kadar ağır ve yoğun şekilde uygulanıyor ki eski ve mevcut çalışanlar bu durumu müşterilere yansıtmaktan çekinmiyorlar. Teknosa bu baskıyı o kadar fazla hissettirmese, çalışanları ile duygusal bağ kurabilse o çalışanlar herşeye rağmen kol kırılır yen içinde kalır der ve müşterilerine şirket iç hedeflerini yansıtmazlardı. Yaşadığım deneyimde hediye çeki ile alışverişlerin satış elemanına prim kazandırmayacağı pekçok bayide ve şuan başka teknoloji marketlerinde çalışan eski teknosa çalışanı tarafından dile getirildi. Kendi ürününü satmayan firmaların ana hedeflerinin satış geliri olmasını anlamakta zorluk çekiyorum. Müşterinin o ürünü almasının ana sebebi ürünün kendisi, firma olarak buna en büyük katkın ya ödemede yaratıcağın cazibe ya da önceden tesis etmiş olduğun bağlılıktır. Firma olarak rekabet avantajını ürüne değil müşteri memnuniyetine odaklamalıdır. Teknosa çalışanlarına müşteri bilgisi toplama hedefi, mağaza içinde müşterilere samimi, bilgilendirici iletişim kurma hedefi vermiş olsa müşteriler kesinlikle farklı bir deneyim yaşayacaklardır.

Teknoloji marketlerinde işler nasıl yürüyor bilmiyorum ama mağazaya giren müşteriye ister en son model TV yi alacak olsun ister 2 adet kalem pil alacak olsun aynı kalitede hizmet sunmak amaçlanmalı. Çalışanlara gelirden önce satılan kalem/parça adedi ve müşteri memnuniyeti hedefleri verilmelidir. Bir müşterinin teknoloji ihtiyacının sürekli devam edeceği, kullandığı ürünler eskidikçe yenileyeceğini düşünmeli dolayısıyla beher müşteriden beklenen geliri o an bilgi edinilmek istenen üründen ibaret olmadığı bilinmelidir. Bu bilinçle yaklaşıldığında çalışandan o satışı gerçekleştirmesinden çok o müşterinin tekrarlayan alışverişler de bulunmasını sağlaması beklenmelidir. Malesef bu bilinç bu organizasyonu tasarlayan HR ve iş bölümlerinde hala bulunmamaktadır. Tüm teknoloji mağazalarındaki çalışanlar sürekli bir rotasyon halindedir, performans hedefini gerçekleştiremeyen çalışanlar işten çıkmak zorunda bırakılmaktadır (veya gönderiliyorlardır bilemiyorum). Ne gariptir ki bu çalışanlar başka bir teknoloji ürünleri perakendiciliği firmasında çalışmaktadırlar. Müşteriler bir mağazaya gittiklerinden aynı teknoloji danışmanını görmekten, aynı seviyede bilgi ve ilgi görmekten çok memnun olacak, firmanın çalışanları ile sağladığı uzun süreli ilişkiden etkilenecek ve teknoloji danışmanı üzerinden firma ile duygusal bir bağ kuracaklardır.

Başarılı insan kaynakları uygulamalarında, müşteri memnuniyeti her ekibin hedeflerine ve diğer ekiplerle yapacakları işbirliği ve yaratılacak sinerjinin ana odağı haline getirilmiş durumda olmalıdır. Gelir, Ürün ve müşteri memnuiyetini farklı ekiplere vermek bu sayede optimumu hedeflemek yerine ekipler arası 360 derece uygulamaları tesis ederek otokontrol uygulanmalıdır. Ekiplerin günlük operasyonlarına bu ortak hedeflerin nasıl yansıdığı haftalık bazda takip edilmelidir, müşteri memnuniyetinin bekçiliği belirli bir takıma asla terk edilmemelidir.

Zayıf  Süreç Uygulamaları

Bir kısmı HR uygulamaları altında da yer verilebilecek bu başlık altında pratik uygulama hatalarını ve örnek olayları paylaşmak istiyorum. HR olarak hedefler belirlendikten sonra bu hedeflerin elde edilmesine yönelik yapılan strateji ve aksiyonlar yakından takip edil(e)mez. Fakat bu alan müşteri deneyimine direkt etki edeceği için şirket hefefleri için çok kritiktir. Yine teknosadan örnek vermeye devam edelim. Teknosaya TV alışverişi için ilk gidişimle TV yi satınalmam arasında yaklaşık 3 ay geçti, pek çok mağazasına hafta aşırı gittim kendimi tanıttım ve 3D TV lerle ilgilendiğimi her seferinde söyledim. Bu koskoca 3 ay boyunca teknosa benim cep telefonumu veya email adresimi almayı ve ilgilendiğim ürün grubundaki yenilik ve avantajlar hakkında bilgilendirme yaparak satışı hızlandırmayı akıl edemedi. neden? çünkü mağaza çalışanı sadece ve sadece satışa odaklandırılmış da ondan. Şimdi şöyle bir satınalma süreci tasarlandığını hayal edelim:

  1. Müşterimizden ilgi duyduğu ürün grubu/ürün bilgisini ve aklındaki soru işaretlerini öğrenmeye çalışın
  2. Müşterimizin sistemimizdeki email ve gsm numarasının güncel olduğunu teyit etmeye çalışın
  3. yukarıdaki bilgileri el terminalizin üzerinden sisteme aktarın
  4. müşterimizden sadece bu ilgi alanı/ürün grubu/ürün özelinde ve sadece 45 gün geçerli olacak şekilde kendisiyle gsm veya email üzerinden iletişim kurabilme izni rica edin.
  5. aldığınız bilgi karşılığında küçük indirimler verin. İndirimin kullanıp kullanılmadığını kodlarla veya farklı uygulamalarla takip edin.

Gelin bu süreci gelir hedefi verilmiş ekip için devam ettirelim:

  1. Sorumluluğunuzdaki ürün grubu/ürünlerdeki yeni ürün ve fırsatları, satınalma potasiyeli taşıyan ve iletişim kurma izni aldığımız müşteriler ile SMS veya email ile paylaşın
  2. Bu iletişim üzerinden satınalmanın başlayabilmesi için gerekli altyapıyı hazırlamış olun. Örnek: SMS e yapılacak reply ile satınalmanın tetiklenebilmesi veya Çağrı merkezinden yapılacak bir çağrıya dönüşebilmesi gerekmektedir. Email içine eklenecek bir kod ile ek avantaj sağlayan kodlar ekleyin.
  3. Satın almanın gercekleşeceği mecrada indirim kodlarını sorgulayın (kasada veya web sitenizde)
  4. Satınalma gerceklesirse, kullanılan indirimle ilgili müşterimizle uygun şekilde paylaşın. farkında olmasını sağlayın.

Sürecimizi Müşteri Deneyiminden sorumluğu tuttuğunuz ekip için devam ettirelim

  1. Her satınalma sonrasında ilk kullanıma olanak verecek uygun bir zaman sonra müşterinizle iletişime geçin, ürün satınalma deneyimi, satınalma kanalınız hakkında geri bildirim almanın önünü açın.
  2. Müşterinizin şikayetinin çözümü uzun zaman alacak olsa bile müşterimizi rahatsız etmeyecek şekilde konunun takibimizde olduğunu paylaşın.
  3. Kapanmamış müşteri şikayetlerini farklı ekipler tarafından denettirin.

Süreçlerin tasarımında firmadan firmaya oluşabilecek farkları yaşadığım bir iyi bir de kötü tecrübe ile paylaşmak istiyorum.

Teknosadan aldığım üst model 3D TV Led TV için, teknosa bana hiçbir şekilde ulaşmamamışken, 3D TV Gözlük için yaptığım şikayet için 3 günde 10 dan fazla telefonla bana ulaştı. İlk gün (Sosyal Medyadan (ve şikayet var) şikayet ettiğim gün) bana ulaşan 3 kişiye yaşadıklarımı ayrı ayrı anlattım, sanırsınız dinleyip kendi defterlerine yazıyorlar. Soruları ile beni sorununu çağrı merkezini aramayarak, hakkını savunmamış bir müşteri yerine koyduklarını hissettirdiler. Parasını aldıkları ama teslim edemedikleri bir siparişi takip edeceklerine benim neden aramadığımı sorguladılar. Ürünün depodan gelmesi gerektiği için sürecin uzadığını açıkladılar. Burada yine şirket politikalarının müşteri memnuniyeti önüne geçtiğini görebiliyoruz. Ben aynı ürünü istanbuldaki diğer mağazalarda gördüm, herhangi başka mağazadan göndermek yerine muhtemelen süreçleri gereği ürünü depodan istediler. para nasıl olsa cepte olduğu için müşteriye gözlüğün ne zaman teslim edildiğini gözardı ettiler(mağazada ‘yarın kargoya veririz’ dediler, 12 günde elime geçti). Gözlüklerin teslim edildiği günün ertesinde aradılar teslimatı ve herhangi bir sorun olup olmadığını sordular. Kutuyu telefondan sonra açtık ve gelen gözlüklerden birinin sapı kırık ve camı çatlak çıktığını farkettik. Çağrı merkezini aradığımızda benzer bir suçlama hissetirerek sabahki çağrıda bu sorunu iletmediğimiz dile getirildi.

3500 TL civarında alışveriş yaptığımız yıllanmış bir teknoloji devi bize bunları yaşatırken henüz bir yaşına girmiş Grupanya sadece 12,5 TL lik alışverişimiz için bakın neler yapıyor. Grupanya indirim kodlarının girilebilmesi için özel POS cihazları dağıtmış mağazalara. Kullandığımız indirim kodu cihaza girilmesi ile kuponu ne zaman nerede harcadığımızı öğreniyorlar. Ve bu bilgi üzerinden email atarak, kullandığımız fırsatı, mekanı ve kendilerini degerlendirebileceğimiz bir emaili hemen gönderdi. Şikayet veya mutluluğumuzu hemen alabildi. Firmalar email, SMS, mobil web teknolojilerini kullanarak çok az maliyetlerle memnuniyet takibi yapabilirler.

Müşteri – Marka arasındaki duygusal bağın, müşterinin firmanızla yapacağı tüm iletişim/ilişkilerinde yaşatacağınız deneyimler sonucu oluşacağını, hiçbir adımın atlanmadan eşit önemde düşünülmesi gerektiği ve çalışanların deneyime etkin katkılarını sağlamak için akıllı hedeflerin verilmesiyle oluşturulabilecektir. Balık baştan kokardan yol çıkarak tüm bunların yönetimin en üst katında benimsemesi gerektiğini tekrar dile getirerek yazıyı tamamlayalım.

Bir sonraki yazı için başka bir sorun yaşamamak ve arayı bu kadar açmamak dileğiyle 🙂 iyi günlerde olunuz.

iyi kötü görüşlerinizi kendinize saklamayın, yorumlarda paylaşın lütfen

Murat

Pazartesi Günleri

Yıllardır arkadaş çevreme söyleyegeldiğim Pazartesi Günü Sendromu ile ilgili bir önerimi paylaşmak istiyorum: Bence işverenler çalışanlarına pazartesi günü 3-4 saat geç gelebilme hakkı tanımalı.

Haftasonu tatilleri, pazar günü yapılan günübirlik turlar, eş ve çoçuklara dolu dolu ayrılan bir gün (haftasonu) ardından çalışanın kendine kaliteli zaman ayırabileceği vakit olarak sadece pazar geceleri kalıyor. Çalışanlar özel veya işleri ile ilgili alanlarda kendilerini geliştirmek için kitap/pc başına geçtiklerinde genelde saat gece 10 u geçmiş oluyor. Teoride haftasonları kendi gelişimine de vakit ayırmak isteyen çalışan, kendinden ve çalışmadan tam zevk almaya başladığında aklına sabah 6,5 ta kalkmak zorunda olduğu geliyor. Artan enerjisi ile çalışmaya devam etme ile sabah kalmak zorundalığı arasında kalan çalışan yapacağı her seçimde kaybetmektedir.

seçim a) Sabah erken kalkacağı için çalışmasını yarıda bırakan çalışan, pazartesi günü çalışma ortamında haftasonunda kendine vakit ayıramamanın verdiği üzüntü ile işlerine/iş arkadaşlarına/yöneticilerine karşı negatif enerji saçmaya başlar. O gün verimlilikleri diptedir. Yaşadığı hoşnutsuzluğu evine de götürebilen çalışan kendince kendince yeni kararlar alarak pazartesini gününü arkasında bırakır.

seçim b) Sabah erken kalkacağını bilerek çalışmasını kesmeyen çalışan ise uykusuz başlayan pazartesi gününde verimli olamaz. haftanın diğer günlerine sarkan işleri ona fazla mesai, stres olarak geri dönecektir.

İşveren çalışanını kaybeden seçimler yapmaya zorlamaktansa, pazartesi sabahları için esneklikler sağlamalıdır. Şirket içinde pazartesi sabahlarına bölüm/birim ve genel proje toplantılarının atılmaması salık verilmelidir.

Merhaba Dünya (ve okuyorsan tüm zuzaylılar)

Sanal Dünyadaki statü güncelleme, yorum ve tag lerim dışındaki ilk yazımla beni okuyan 🙂 herkese merhaba diyorum.

Bu günlükte hayatın içinde olan herşeyle ilgili olarak görüşlerimi paylaşacağım, çünkü şimdilik tek günlüğüm bu :). Yazılarım attıktan sonra kategori olaylarına girerim.  Lise yıllarında yorumlarıyla meşhur birisi olarak 🙂 bu alana çok daha önce girmem beklenirdi ama kısmet bugüneymiş. ne derler geç olsun güç olmasın..

Hayat arkadaşım Banu’ya ve beni “Yoran” olarak tanımlayan Özgür’e, Alper’e ve günlüklere yaklaşımını çok beğendiğim Mustafa Tan’a  ilk yazımda sevgilerimi gönderirim.

Murat